30 yıla yakın havacılık tecrübemle, her yılın son günlerinde gözlemlenen ilginç bir durumu paylaşmak istiyorum. Saat dilimleri ve yıl sonu etkisi, yolcularda adeta bir “geçmişe yolculuk” hissi yaratır. İstanbul’dan 1 Ocak’ın ilk saatlerinde kalkan bir uçak, varış noktası Amerika gibi batıdaki bir coğrafya olduğunda, yerel saat farkı nedeniyle henüz takvimlerin değişmediği bir önceki yıla iniş yapabilir. Böylece teknik olarak yeni yıla girmiş olsak da, varış noktasında kendimizi bir kez daha eski yılın son gününde buluruz. Bu durum, tamamen saat dilimlerinin ve uçuş planlamasının doğal bir sonucudur. Uluslararası havacılıkta tüm operasyonel koordinasyon Eşgüdümlü Evrensel Zaman (UTC) üzerinden yürütülür. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) mevzuatına göre de hava trafik kontrolünde bu standart esas alınır; bu sayede farklı saat dilimleri arasındaki koordinasyon hatasız şekilde sağlanır (SHGM). UTC, teknik bir zorunluluk olmasının ötesinde, yolcuların zaman algısında sıra dışı bir etki yaratır.
Batıya yönelen uzun seferlerde, kalkış ve iniş saatleri arasındaki fark yolcuların zihninde zamanın esnediği bir deneyim oluşturur. İstanbul’dan gece yarısından hemen sonra kalkan bir uçaktaki yolcular, varış yerinde takvimlerin hâlâ bir önceki yılı göstermesiyle unutulmaz bir şaşkınlık yaşarlar. Operasyonel güvenlik açısından kritik öneme sahip olan UTC kullanımı, uçuşların emniyetli şekilde planlanmasını sağlar. Yolcular açısından ise, aynı gün içinde iki kez yeni yıl heyecanı yaşamak sıra dışı ve etkileyici bir histir. Kalkış anı yeni yılın ilk dakikalarına denk gelirken, varış saatinin bir önceki yılın son gününe karşılık gelmesi, zamanın algılanış biçimini değiştirir.
Bir havacı olarak gözlemlediğim kadarıyla bu seferlerde yolcuların tepkileri de oldukça ilginç oluyor. Kimisi pencereye bakarak bu farkı anlamlandırmaya çalışırken, kimisi ise biletindeki kalkış ve iniş saatlerini karşılaştırarak hayret ediyor. Bu deneyim, teknik bir yolculuktan öte, yılın son gününde yaşanan küçük bir “zaman yolculuğu” gibidir. Özellikle batıya doğru yapılan uzun seferlerde yolcular, 2025’in son anlarını ve 2026’nın ilk dakikalarını sıra dışı bir sırayla deneyimleme fırsatı bulur. Her yıl sonunda yapılan bu özel uçuşlar, operasyonel hassasiyet ile insan algısının bir araya geldiği nadir deneyimlerden biridir. UTC standardının uygulanması, pilot ve operasyon ekibinin güvenliğini sağlarken, yolcular için de yılın son gününde unutulmaz bir zaman algısı deneyimi sunar. 1 Ocak 2026’da kalkış, 31 Aralık 2025’e iniş gibi görünen bu seferler tamamen planlı ve güvenlidir. Havacılıkta böyle küçük ama etkileyici detaylar, mesleki tecrübeyi ve yolculuk deneyimini zenginleştirir. Yolcuların ve ekibin gözlemlediği bu zaman farklılığı, sadece teknik bir gereklilik değil, aynı zamanda yılın son gününe özel bir yolculuk hissi yaratır. Uçakla zaman dilimlerini aşarken varışta bir önceki yıla adeta “geri dönmek”, hem gözlemlediğim hem de yolcuların unutamadığı bir deneyimdir.
Sonuç olarak, bu uçuşlar, hem operasyonel doğruluk hem de yolcuların zaman algısının birleştiği eşsiz bir deneyim sunar. Her yıl sonu olduğu gibi bu yılda, 2026’da kalkış yapan bir uçağın 2025’e inişi, hem havacılık açısından teknik bir başarı hem de yolcular için farklı bir his olarak hafızalarda yer etmiştir. Havacılıkta böyle deneyimlerin gözlemlenmesi, mesleki tecrübeyi zenginleştirir ve yolculukların sadece bir varış-gidiş işlemi olmadığını, zaman algısının da önemli bir parçası olduğunu gösterir.
Referanslar:
-Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü. (2024). Türk hava sahası ve uluslararası anlaşmalar gereğince ülkemizin hava trafik hizmetleri sağlama sorumluluğu olan hava sahasında hava kurallarının uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar talimatı (SHT-HK). https://web.shgm.gov.tr/documents/sivilhavacilik/files/mevzuat/sektorel/taslaklar/SHT-HK.pdf
-- Neo Cockpit -- Berna Kardeşler -- Neocockpit -- Berna Kardeşler -- NeoCockpit --
#aviation #shgm #sivilhavacılıkgenelmüdürlüğü #havacılıktageçmişeyolculuk #havacılık #airline #pilot #atc